Son yıllarda dünya genelinde dehşetle izlediğimiz, ancak artık kendi sınırlarımız içinde de acı örnekleriyle yüzleşmek zorunda kaldığımız okul baskınları ve silahlı saldırılar, toplumun geleceğini kökünden sarsıyor. Eğitim yuvalarının birer şiddet arenasına dönüşmesi, faturasını masum çocukların ve öğretmenlerin canıyla ödediğimiz ağır bir toplumsal krize işaret etmektedir. Bu trajedilerin ardındaki psikolojik kırılmaları veya anlık cinnet senaryolarını tartışmak, asıl büyük resmi görmemizi engellemektedir. Gerçek şu ki, okullarımızı saran bu amansız şiddet sarmalının iki temel ve somut besleyicisi vardır: Ekranlardan evlerimize taşan, şiddeti ve yasa dışılığı yücelten mafya dizileri ile kontrolsüz bir hızla büyüyen bireysel silahlanma.
Televizyon kanallarında ve dijital platformlarda her akşam prime-time kuşağını işgal eden mafya temalı yapımlar, salt birer eğlence unsuru olmaktan çoktan çıkmıştır. Bu dizilerde gayrimeşru hayatlar lüksle, güçle, sözde bir "delikanlılık" ve adalet dağıtma aurasıyla ambalajlanarak genç zihinlerin önüne servis ediliyor. Sorunlarını konuşarak, hukuk yoluyla ya da empatiyle çözmek yerine; beline silah takıp racon keserek, şiddet uygulayarak statü kazanan karakterler rol model haline getiriliyor. Henüz kimlik gelişimini tamamlamamış, aidiyet hissi arayan bir ergen için ekranlardaki bu "güçlü ve dokunulmaz" figürler, taklit edilmesi gereken birer kahramana dönüşüyor. Şiddetin bu denli estetize edilmesi ve normalleştirilmesi, gençlerin zihnindeki ahlaki ve insani bariyerleri tek tek yıkıyor. Akran zorbalığıyla veya kişisel bunalımlarla baş edemeyen bir çocuk, çıkış yolunu ekranlarda izlediği o karanlık karakterlerin yöntemlerinde, yani namlunun ucunda aramaya başlıyor.
Ancak kültürel olarak ekilen bu şiddet tohumlarının kanlı birer gerçeğe dönüşmesi için lojistik bir araca ihtiyaç vardır: İşte burada devreye kontrolsüz bireysel silahlanma giriyor. Bir gencin ya da çocuğun evinde, yakın çevresinde ya da internetin denetimsiz mecralarında silaha bu kadar kolay erişebiliyor olması, felakete davetiye çıkarmanın en somut halidir. Silah, bir savunma aracı değil; doğası gereği yok etmeye programlanmış bir suç aletidir. Evlerdeki çekmecelerde, bazaların altında "güvenlik" gerekçesiyle tutulan her kontrolsüz silah, aslında potansiyel bir okul faciasının pimini çekmektedir. Silahlanmanın tabana yayılması ve ruhsatsız silahlara erişimin kolaylaşması, ekrandaki mafya özentisi kültürle birleştiğinde, okullarımızı savunmasız hedefler haline getirmektedir.
Okul kapılarındaki güvenlik önlemlerini artırmak, x-ray cihazları koymak ya da polisiye tedbirlerle koridorları izlemek tek başına bu yarayı iyileştiremez. Bataklığı kurutmak istiyorsak, önce gençlerin zihinlerini kuşatan o zehirli yayıncılık anlayışına dur demek zorundayız. Medya patronları, senaristler ve yapımcılar, reyting uğruna topluma enjekte ettikleri şiddetin sorumluluğunu üstlenmelidir. Eş zamanlı olarak, bireysel silahlanmaya karşı en katı yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli, ruhsatsız silah satışı ve bulundurulması en ağır cezalarla engellenmelidir.
Okullarımız, çocuklarımızın hayal kurduğu, bilimi ve sanatı öğrendiği güvenli limanlar olmak zorundadır. Ekranlardaki sahte mafya dünyasının gerçek kurbanları bizim çocuklarımız olmamalıdır. Toplum olarak silahlardan ve şiddeti öven her türlü kültürel içerikten arınmadığımız sürece, geleceğimizi korumamız mümkün olmayacaktır.